Yine ısrar!.. Yine Mücadele!.. Ve yine başarı!..
Yine ısrar!.. Yine Mücadele!.. Ve yine başarı!..
Barbara’nın oynarken söyledikleri Ruth Handler’in dikkatini çekti. Kızı, elindeki bez bebeği “anne” gibi konuşturuyor, onu yetişkin bir kadınmış gibi hayal ediyordu. Ama elindeki oyuncak, görsel olarak buna imkân vermiyordu.
Ruth bunu aklına yazdı ve ilk dışarı çıktığında oyuncak dükkanlarını dolaştı. Yetişkin görünümlü bir bez oyuncak arıyordu.
1950’lerin Amerika’sında oyuncak mağazalarında hâkim olan görüntü aslında hep aynıydı:
Küçük kız çocukları için bez bebekler…
Yumuşak, masum, sarılmalık…
Ama hepsinin ortak bir özelliği vardı:
Hepsi bebekti.
Hiçbiri büyümüş bir kadını temsil etmiyordu.
Hiçbiri “ileride ne olmak istersin?” sorusuna bir yanıt sunmuyordu.
Hepsi “evcilik oyununda anneyi oynuyordu.”
Bu durum, oyuncak sektörünün milyarlarca dolarlık bir eksikliğiydi ama kimse fark etmiyordu.
Ta ki bir anne, kızının oyununa dikkat edene kadar. Ruth o an şunu fark etmişti:
“Kızımın hayal gücü yetişkin bir kadını canlandırmak istiyor ama piyasada bunu temsil eden tek bir oyuncak bile yok.”
Bunun üzerine Ruth oyuncak üreticilerine gitti ve onlara neden bunu yapmaları gerektiğini anlattı. Ancak yetişkin kadın figürü içeren bir oyuncak yapmak fikri, sektörün devleri tarafından hemen reddedildi.
“Kim alır ki?”,
“Çocuklar yetişkini anlamaz”,
“Pedagojik değil” diye karşı çıkıyorlardı.
Ama Ruth bu eksikliğin sadece oyuncak değil,toplumsal bir yansıma olduğuna inanıyordu.
Bu fikri güçlendiren şey ise, çocukları ile birlikte çıktığı Avrupa seyahatinde gördüğü bir yetişkin figürlü bebek oldu:Bild-Lilli.
Oyuncaktan çok bir koleksiyon ürünü gibiydi. Bild-Lilli, Alman bir oyuncak üreticisi tarafından, Bild gazetesi için yaratılmış çizgi roman karakteri Lilli’ye dayandırılan bir moda bebeği serisiydi. Ayrı olarak satılan kıyafetler de giydirilebilen Lilli bebeği o sıralarda çocuklar arasında çok popülerdi. Ruth hemen birkaç adet bebek ve kıyafetlerinden satın aldı.
Ruth geri döndüğünde tekrar oyuncak üreticilerine gitti. Şirketlerin analistleri ve pazar araştırmacıları, bebeğin yetişkin görünümü yüzünden, o dönemdeki tüketici tercihleri nedeniyle ürünün yeterli performans sergileyemeyeceği kanaatine vardılar.
Ruth yine reddedilmişti. Ancak yılmadı. Bu kez kocasını ve ortağı olduğu çerçeve üreticisi şirketleri Mattel’i ikna etmeye çalıştı.
Defalarca toplantı yapıldı.
Sunumlar hazırlandı.
İtirazlar geldi. Ne kocası ne de ortağı bir türlü ikna olmuyorlardı.
Ruth vazgeçmedi, yine denedi, tekrar gitti, ısrar etti, başlarının etini yedi ve sonunda şirket pes etti. Bir pilot çalışma yapmaya karar verdiler.
1959 yılında New York Oyuncak Fuarı’nda bir oyuncak tanıtıldı.
Sarışın bir kadın figürü…
Bebek değil, çocuk değil.
Yetişkin bir kadın.
Adını kızından almıştı:Barbie.
Barbara’nın kısaltması.
O gün Barbie’yi görenler şaşkındı.
Bazıları fikri gereksiz buldu.
Bazıları toplumsal ölçülere aykırı olduğunu söyledi.
Ama bir şey gözden kaçıyordu:Bu oyuncak kız çocuklarına ilk kez “annelik dışında bir gelecek” hayal etmek için alan açıyordu.
Hem öğretmen olabiliyordu hem astronot.
Hem pilot hem doktor.
Oyuncak, kız çocuklarının kendi hayatlarının başrolüne geçebileceklerini temsil ediyordu.
Bugün Barbie, sadece bir oyuncak değil;sinemadan modaya, psikolojiden tasarıma kadar
geniş bir etki alanına sahip bir kültürel ikon.
1959’a dönecek olursak; ilk yıl 350.000 adet satış. Piyasalar şaşkın. Mattel o ve ondan sonraki iki yıl gelen talebi karşılayamadı. Destek Japonya’dan geldi. Bir süre Barbie’nin kıyafetlerini Japon ev kadınları evlerinde diktiler. Daha sonra Mattel üretim hacmini artırdı ve bugün dünyanın en büyük oyuncak üreticilerinden biri haline dönüştü. Aynı zamanda da dünyanın en çok tanınan oyuncak figürünün sahibiler. Daha ne olsun?
Bize kalan…Ve yine, insanın doğru olduğuna inandığı uğurda azmin, inadın, mücadelenin zaferi…
Bonus: Barbie oyuncaklarındaki erkek bebek Ken, adını Ruth’un oğlu yani Barbara’nın kardeşi Kenneth Handler’den alır.
Yazar Uğur Kıymaz