Son Dakika

Zamanın Unuttuğu Kibir

Zamanın Unuttuğu Kibir

Hiç hayatınızda “Bundan hiçbir şey olmaz” dediğiniz ya da birilerinin size tam olarak böyle baktığını hissettiğiniz anlar oldu mu? Hatta daha da ötesi; zayıf görüldüğünüz için hakkınızda sessizce planlar yapıldığına, kestirmeden silinip atıldığınıza şahit oldunuz mu?

Gelin bugün biraz bunu konuşalım. İnsanoğlu olarak en büyük tuzağımız, bir insanın bugün durduğu yeri onun son durağı zannetmektir. Oysa hayat, arkasından hesaplar yapılıp “nasıl olsa kolay yem” diye bakılan insanların, günü geldiğinde en büyük dersleri verdiği sessiz bir sahnedir. Bu yazı; insanları bugünkü halleriyle tartıp kibre kapılanların, arkadan iş çevirmeyi marifet sananların ve zamanın o büyük, dönüştürücü gücünü unutanların düşeceği kaçınılmaz yanılgıya dair bir dertleşmedir. Gelip geçen anlara değil, insanın içindeki o durdurulamaz potansiyele birlikte bakalım...

Bir insanı bugün önemsiz ve kolay görüp kendi haline bırakan bir dünya, yıllar sonra karşısında başlangıçta tanıdığından bambaşka birini bulabilir. Çünkü insanın bugün ne olduğunu görmek, yarın ne olabileceğini bilmek değildir.

Günlük hayatta bunun pek çok örneğini görürüz: Dün mahalle arasında esnafın garip karşıladığı, “bostan korkuluğu” gibi bakıp geçtiği genç bir adamın, yıllar sonra ülkenin en yetkin mühendislerinden biri olarak aynı kasabaya dönmesi ve o gün ona kapıyı kapatanların yüzüne bile bakmaması gibidir bu. Ya da iş yerinde köşeye sıkıştırılan, sessizliği zayıflık sanılan yeni mezun bir çalışanın, zamanla sessiz sedasız sivrilişini ve o gün onu harcamaya yeltenenlerin yöneticisi koltuğuna oturuşunu izlemek... İnsanların en büyük yanılgısı, başkalarının kendileri hakkında verdikleri hükümlere uygun yaşamaya devam edeceklerini sanmalarıdır.

Oysa Fârabî, insanın potansiyel akıldan fiilî akle geçiş süreçlerinde insanın özünün sabit olmadığını, bilginin ve iradenin insanı sürekli yeni bir mertebeye taşıdığını söyler. İnsan, bugünkü donanımıyla sınırlı bir varlık değildir.

Bazı insanlar zaman geçtikçe tükenirken bazıları her geçen gün daha fazla öğrenir, gelişir ve güçlenir. İşte insanları yalnızca bugünkü halleriyle değerlendirenlerin en büyük yanılgısı da budur; zamanın herkesi aynı insan olarak bırakacağını sanmaları.

Buda’nın “Her an nehirde iki kez yıkanılmaz” öğretisi tam da bunu anlatır: Hayat ve insan durmaz, akar, dönüşür. Dün zayıf olan zihin, bugün acıyla pişerek çelik gibi sertleşmiştir. Sen ise hâlâ dünkü nehrin kıyısında balık avladığını sanırsın.

Bir insanın bugün ne olduğunu görüp yarın ne olabileceğini hesaba katmıyorsan, insanı değil, yalnızca bulunduğu anı tanıyorsun demektir. Oysa zaman, aynı insanı sana defalarca yeniden tanıtabilir. Bir insanı tanıdığını düşünüyorsan, aslında onun yalnızca geçmişini tanıyorsundur. Çünkü insanın gelecekte neye dönüşeceğini bugünkü davranışlarından bütünüyle çıkaramazsın.

Zamanın en büyük sürprizi, aynı insanın sana hiç tanımadığın biri olarak dönmesidir. Ne var ki kibir insanı kör eder; başkalarını küçük görmeyi, arkasından planlar yapıp onları alt edeceğini sanmayı bir marifet zannederler. Ofis köşelerinde, salonlarda ya da sosyal ilişkilerde birinin kuyusunu kazarken “zaten ondan bir şey olmaz” rahatlığıyla hareket edenler, aslında kendi cehaletlerinin mezarını kazarlar.

Zamanın bu akışkanlığını en güzel İbnü'l-Arabî’nin Vahdet-i Vücut ve teceddüt-ü emsal (her an yeniden yaratılış) düşüncesinde görürüz. Evrende ve insanda hiçbir an, bir önceki anın aynısı değildir. İnsan her nefeste yeniden yaratılırken, sen hangi akılla onu dünkü vasıfsız haliyle dondurup saklamaya çalışırsın?

Bugün kolayca yenebileceğini, arkasından iş çevirip harcayabileceğini sandığın bir insanı, yıllar sonra aynı kolaylıkla yenebileceğini düşünüyorsan zamanı hiç anlamamışsın demektir. Çünkü sen onunla son karşılaştığın günü hatırlarken, o günden sonra yaşadığı her acı, okuduğu her kitap, yediği her darbe onu dönüştürmüş, bileylemiştir.

Mevlânâ’nın dediği gibi:

"Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek isterdim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştirdim."

İşte karşındaki insan da belki bugün senin fark edemediğin bir sessizlik içinde kendini inşa etmektedir. O, senin hakkında verdiği kararı hiç bilmeden bile o kararın çok ötesine geçebilir.

Zaman senin verdiğin hükme bağlı değildir. Sen masada onun biletini keserken, o çoktan başka bir menzile doğru yola çıkmıştır. İnsan değiştiğinde, onun hakkında verdiğin hüküm de eskidir, hükmünü yitirmiştir.

Yunus Emre’nin diliyle söylersek:

"Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil."

İnsanları küçümseyen, basit gören, onları harcanacak birer piyon gibi planlayanlar; yıkmaya çalıştıkları o gönlün ve insanın, zamanın çarkında nasıl devasa bir dağa dönüştüğünü gördüklerinde sığınacak bir gölge bile bulamazlar. Çünkü tanrısal nizam, kimseyi dünkü kabuğunda bırakmaz; sabrı, çileyi ve öğrenmeyi mes edineni mutlaka yüceltir.

Özetle; masalarda biçtiğiniz kaftanlar, arkadan çevirdiğiniz dolaplar, “nasıl olsa harcarım” dediğiniz o kibirli hesaplar yalnızca birer yanılgıdan ibaret. Çünkü hayat, kibirle bakanların gözleri önünde, hor gördüklerinin ellerinde yeniden kurulur. Bugün küçümsediğin o insanın yarın hangi fırtınayla döneceğini bilemezsin. Zamanın çarkı kurnazların değil, sessizce pişip olgunlaşanların lehine döner.

O yüzden, bir insan hakkında hüküm vermeden önce durun ve kendi kibrinize bakın. Unutmayın ki; bugün harcamaya yeltendiğiniz o insan, yarın hayatınızın en büyük hakikatiyle karşınıza dikildiğinde, geriye yalnızca kendi ellerinizle kazdığınız o daracık kibir mezarı kalacaktır.

Ne dersiniz; belki de bugün “basit” gördüklerinize yeniden bakmanın, zamanın asıl sahibine saygı duymanın tam vaktidir?

Yazar Soner Atabek

soneratabek@bilgigazetesi.org