SOKAKLAR KİME AİT, ÇOCUKLAR NEREDE KAYBOLUYOR?
Yazar Ömer Çevik Yazdı: SOKAKLAR KİME AİT, ÇOCUKLAR NEREDE KAYBOLUYOR?
19/01/2026 16:58 | Son Güncelleme : 07/11/2026 13:34 | Ömer Çevik
SOKAKLAR KİME AİT, ÇOCUKLAR NEREDE KAYBOLUYOR?
Değerli okurlar,
Bu hafta köşemizde hepimizin yüreğini ağırlaştıran ama konuşmaktan kaçtıkça daha da büyüyen bir meseleye bakmak istiyorum: Gazete sayfalarında artık sıradan birer başlık gibi geçen, haber bültenlerinde birkaç dakikada tüketilen ama her biri bir ömür olan çocuk cinayetleri… Sokak ortasında işlenen cinayetlere, uyuşturucuya sürüklenen çocuklara ve 15–16 yaşındaki gençlerin karıştığı şiddet olaylarına… Bu haftanın konusu sadece suç değil; bu suçların doğduğu boşluklar, ihmaller ve hepimizi ilgilendiren ortak sorumluluklarımızdır.
Son yıllarda neredeyse her ay, hatta her hafta aynı cümleyle irkiliyoruz: “Bir çocuk öldürüldü.” Üstelik öldüren de çoğu zaman bir başka çocuk. Gündüz vakti, kalabalığın ortasında, herkesin gözü önünde… Daha sarsıcı olan ise bu haberleri okurken içimizdeki sızının giderek azalmasıdır. Çünkü bir toplum, çocuk ölümlerine alıştığı gün vicdanını sessizce kaybetmeye başlar.
Bugün sokaklar yalnızca güvensiz değil; aynı zamanda çocuklara yanlış bir kimlik sunan alanlar hâline gelmiş durumda. Ailede yeterince görülmeyen, okulda tutunamayan, toplumda yer bulamayan çocuk için sokak bir “aidiyet” vaat ediyor. Orada güç var, korku var, hükmetme hissi var; ama merhamet yok, sınır yok, hesap yok. Henüz hayatın ne olduğunu bile anlamamış bir çocuk, bir başkasının hayatını sonlandırabilecek bir cesareti “normal” sanmaya başlıyor. Bu, bir anda ortaya çıkan bir kötülük değil; yılların ihmaliyle büyüyen bir çürümenin sonucudur.
Kur’an, insan hayatının değerini sarsıcı bir netlikle ortaya koyar: “Kim bir cana kıyarsa bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” Bu ifade, cinayeti sadece bireysel bir suç olmaktan çıkarır; toplumsal bir yıkım olarak tanımlar. Çünkü bir çocuğun elinden dökülen kanın içinde sadece öfke yoktur; ilgisizlik, sevgisizlik, yönsüzlük ve suskunluk da vardır. Aynı ayetin devamındaki “Kim bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibidir” hükmü ise bize asıl sorumluluğun yönünü gösterir: Mesele, suçtan sonra konuşmak değil; o çocuğu oraya gelmeden önce kurtarabilmektir.
İbn Haldun hakikati başka bir yerden ama aynı derinlikle anlatır: İnsan, anlamını kaybettiğinde şiddete yönelir. Kendini değerli hissetmeyen çocuk, değeri korku üreterek elde etmeye çalışır. İbn Haldun’un ifadesiyle insan, “galip olanı” taklit etmeye meyyaldir. Bugün galip gösterilen şey ise çoğu zaman emek, ahlak ve adalet değil; güç, para ve korkudur.
Bu noktada dizi ve film sektörünü konuşmadan geçemeyiz. Son yıllarda çete, mafya ve suç temalı yapımlar; şiddeti estetikleştirerek suçu zekâyla, kabadayılığı karizma ile sunuyor. Kanunları çiğneyen karakter “akıllı”, sokakta korku salan figür “saygı duyulan”, mafya lideri ise “derin” bir rol model hâline getiriliyor. Henüz kişiliği tam oturmamış, aidiyet arayan çocuk için bu karakterler, gerçek hayatta ulaşamadığı gücün vitrini oluyor. “Bu sadece dizi” demek, çocuk psikolojisini görmezden gelmektir. Çünkü çocuk izlediğini süzmez; taklit eder. Kurgu ile gerçek arasındaki çizgi, yalnız ve öfkeli zihinlerde hızla silinir.
Elbette bütün suçu ekrana atmak da kolaycılıktır. Asıl mesele, ekranın bu kadar etkili olabildiği boşluğun neden oluştuğudur. Aile bağlarının zayıflaması, mahalle kültürünün çökmesi, okulun sadece ders anlatan bir yere indirgenmesi ve toplumun “bana dokunmayan” suskunluğu bu boşluğu büyütmektedir. İmam Gazâlî’nin çocuk için kullandığı “emanet” kavramı burada çok şey söyler. Emanet, sahip olmak değil; korunması gereken bir sorumluluktur. Çocuğu ihmal edilen bir toplum, aslında kendi geleceğini ihmal etmektedir.
Toplumun sorumluluğu çok katmanlıdır. Aile, çocuğun ilk vicdan okuludur. Evde sevgi yoksa çocuk gücü dışarıda arar. Evde dinlenmeyen çocuk, sokakta duyulmak ister. Evde değer görmeyen çocuk, korku salarak değer kazanmaya çalışır. Mahalle ise ikinci koruma halkasıdır. Bir çocuğun saatlerce amaçsızca sokakta dolaşması sadece o ailenin değil, o sokağın da problemidir. Başını çeviren her yetişkin, farkında olmadan suça biraz daha alan açar.
Okul ve bilinçli toplum ise çocuğun hayata tutunma ipidir. Her çocuk aynı şartlarda doğmaz; her çocuk doğru örneği evde görmez. Bu yüzden çocukların devlete olduğu kadar, bilgili ve sorumluluk sahibi yetişkinlere de ihtiyacı vardır. Öğretmenler, rehberlik sistemleri, spor ve sanat alanları, mentorluk ilişkileri; bunlar lüks değil, koruyucu kalkanlardır. Çocuğa bir yol gösterilmezse, yolunu sokak çizer.
Devletin görevi de sadece suçtan sonra devreye girmek değildir. Asıl sorumluluk, çocuk suça sürüklenmeden önce onu hayata bağlayacak sistemleri kurmaktır. Sosyal hizmetler, rehabilitasyon, güvenli okul çevreleri ve erişilebilir gençlik alanları birer proje değil; bir ülkenin geleceğini koruyan sigortalardır. Çünkü çocuk boşlukta kalmaz. Boşluk ya umutla dolar ya suçla.
Şimdi yazının başına, yani kendimize dönelim. Sokaklar ya çocuklara ait olacak ya da çetelere. Arası yok. Bir çocuğun eline kalem verilmezse bıçak tutması şaşırtıcı değildir. Ona değer verilmezse korku üreterek var olmaya çalışması kaçınılmazdır.
Bu köşeyi bitirirken sizleri de kendimi de şu sorularla baş başa bırakmak istiyorum:
-
Çocuklarımıza gerçekten ne kadar zaman ayırıyoruz?
-
Onları ne kadar dinliyoruz, ne kadar anlıyoruz?
-
Bir günlerini nasıl geçirdiklerini biliyor muyuz?
-
Sadece nasihat mi ediyoruz, yoksa gerçekten eşlik mi ediyoruz?
Çünkü bazen bir çocuğu sokaktan değil, yalnızlıktan kurtarmak gerekir. Ve bir toplumu ayakta tutan şey, en zayıfını ne kadar sahiplendiğidir. Bugün bir çocuğun kalbine dokunabilirsek yarın bir şehrin kaderini değiştirebiliriz.
Yazar - Şair Ömer ÇEVİK
Bunlar da ilginizi çekebilir
KENDİNDEN KAÇARKEN KENDİNE YAKLAŞMAK
Sümeyye Öztaş
19 saat önceTarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
1 gün önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
1 gün önce


